8/19/2009

Internet explorer'ı neden kullanıyorsunuz?



3/02/2009

Karanlık...

Doğduğundan beri kör olduğunu hayal et. Bir karanlık dünyasında yaşamaktan memnunsun,çünkü farklı birşey bilmezsin. Sonra aniden görme yetisi behşedilir sana, hayal bile edemeyeceğin onca harikayı görüyorsun. Ve sonra aniden bu yeti senden geri alınır. Yine kör olursun. Yine karanlığa gömülürsün ama bu sefer ne kaybettiğini bilirsin...

2/20/2009

Metro savaşları

Bu seçim sürecinde metro savaşları olarak nitelendirebileceğimiz bir rekabet varken diğer tarafta insanlarımız hızlı bir şekilde işsiz kalmakta ve bu metro silahşörlerini pek etkilemiş görünmemekte.Böyle ulvi bir şey üzerine insanlar savaşa dursun yaptıkları savaşın gerçektende ne kadar gecikmiş olduğunu görmemizi sağlayan bir örnek mevcut elimizde çoğu zaman örneklerime konu olmasına rağmen ancak yazmak nasip oldu.

Ülkemizin en güzide, en büyük, taşı toprağı altın olan şehirlerinden; 2010 Avrupa Kültür Başkenti olacak olan İstanbulumuzun metro ulaşım sistemi ile aynı şekilde dünyanın en büyük şehirlerinden biri olan Londra'nın metro sistemi arasında kıyaslamada bu iki şehrin metro hatlarının haritalarını paylaşmak istedim:


Londra metrosundan hayvan figürleri çıkarırken biz de kendi metromuzdan ünlü hepimizin severek oynadığı nokia yılanını çıkarabiliriz yani :) (!)

İstanbul metro hattının görüntüsüne burdan
Londra metrosundan çıkarılan hayvan figürlerini burdan
Metro savaşları Ankara'da yaşanıyor Başkent metro hattının görüntülerine ve bilgilere de burdan ulaşabilirsiniz.

Umalım ki savaştan biz vatandaşlar karlı çıkalım şimdiye kadar hiç olmayan birşey olsun da bizim yararamıza sonuçlansın bu savaş...

1/10/2009

Linux 2.6.28's five best features

1) Ext4

2) GEM Memory Manager for Graphics

3) Disk Shock Protection

4) Staging Drivers

5) Network improvements


http://blogs.computerworld.com/linux_2_6_28s_five_best_features

Malatya'ya dönüş-Malatya'dan dönüş...

5 Ocak 2008 tarihinde Başkent macerasına kısa bir süreliğine ara vermiş bulunmaktayım. Şu anda en uzak geri dönüş tarihi olarak nisan ayı görünüyor ancak orda kaldığım zor durumda bana evini açan dostlarımdan gelecek hayırlı habere göre gidiş tarihimi erkene de alabilirim.

Ankara bana neler kazandırdı en önemlisi değerli dostlar, sonrasında değersiz insanları (!) hayatımdan çıkarma ve en son olarak kpss kursunda öğrendiklerim diyebilirim...

Malatyaya gelmekle beraber düzenimi sağlayacağımı düşünmüştüm ancak şu ana kadar başarabilmiş değilim, önümüzdeki günlerde bu konuda ne kadar başarılı olacağım da Ankaraya geri dönme zamanımı belirleyecek unsurlardan...

Şubat 16 itibariyle Ankaraya dönüş kararı almış bulunuyorum. Ankara'da meydana gelen olumlu gelişmeler bu kararı almamda önemli rol oynadı tabi bunun yanında Malatya'da bir türlü tam konsantre olamamanın vermiş olduğu huzursuzlukta bulunmakta. Peki şu 1.5 aylık dönemde memlekete dönerken aklımda olanların ne kadarını başardım ne kadarını başaramadım bunu değerlendirmek gerek !

Yıllardır başkentin memurluk sınavlarına hazırlananlar için neden bu kadar önemli olduğunu kavramakta zorlanmışımdır ancak şimdi anlıyorum oranın havasından mıdır suyundan mıdır yoksa bekar hayatı yaşamaktan kaynaklanan bir durum mudur bilemiyorum ama gerçektende insanı inanılmaz bir şekilde motive ediyor.

11/05/2008

Meşhur mekan!!!

Ankarada KPSS sınavına hazırlanan ve üniversite öğrenciler tarafından kullanılan yegane ders çalışma yeri olarak biliniyor ama daha ayrıntılı olarak şu yazıda belirtilmiş bulunuyor paylaşmak istedim.

"kısa adı 'milli' olan bu mekanda kütüphaneciler de çeşit çeşittir efendim. ne demiş şair: insan kısım kısım yer damar damar.. 

azimliler: 3-4 saat boyunca sandalyeden kalkmadan çalışabilen, dikkati dağılmayan, sağa sola bakmayan konsantrasyon insanları, über'lerdir bunlar. o kadar zamanda acıkmaz mısın, yorulmaz mısın, çişin de mi gelmez, android misin be kardeşim.. 

rahatsızlar: derin derin burnundan nefes alıp verir, yanında oturandan tuhaf istekleri olur, hava sıcakken camı kapatır, soğukken açık kalmasında ısrar eder, gündüz masa lambası yakar, arada sebepiz yere güler, bacağını sistematik olarak masaya vurur, okuma salonunda telefonla konuşmaya çalışarak şimşekleri üzerlerine çekerler. görüldüğü yerde hızla uzaklaşılması gereken canlılardır.

sıkılganlar: azami 15-20 dakika çalışabilen, bu kısa süre zarfında da kah etraftaki hatunları kesen, kah kafayı koyup uyuyan kah yanındakinin ne çalıştığını anlamak için de 'otobüste giderken yanındakinin gazetesini okumaya çalışan insan'ın meraklı bakışlarını fırlatanlardır. sık sık sigara molası verdiklerinden yaklaşık iki metre çapında bir 'sigara kokusu etki alanı'na sahiptirler.
avcılar: erkeklerde göte kilitlenme eyleminin kütüphane temsilcileridir. bu cinsler arkalarda oturuyorsa ve yine arkalardan hatunlar dışarı çıkmak için yerlerinden kalkmaktaysa ders çalışma imkanı kalmaz avcılarımızın, her bir hatunun peşinden görüş alanından çıkana kadar bakmak zorunda hissederler. hangi hatun mola verdi, hangisi gitti, hangisi baktı, zihinlerinde kayıtlıdır bir bir, hiçbir şey kaçmaz gözlerinden. hele bir de arkasından bakılan hatunla bir göz teması sağlanmışsa, değmeyin keyiflerine.. 'tanışabilme ihtimali' de yeter bazen.. 

açlar: ders çalışırken gofret, kraker gibi besinleri tüketmeleriyle bilinirler. kütüphaneye tek başına geldikleri ve a)kantinde/koridorda yalnız başlarına(afedersiniz 'sap gibi') yemek yemeye cesareti olmayanlar ve b)yandakine bunu yapmaktan hoşlananlar olarak kendi içlerinde ikiye ayrılırlar ve civardakilere bol bol 'katırt, çuturt' efektli dakikalar yaşatırlar.

uyanıklar: turnikeden salonun karanlık köşesindeki bir yer numarası almışlardır ama aydınlık bir tarafta huzur içinde çalışmak isteyerek hemen cam kenarına yerleşiverirler. salon boşsa buraya kadar sorun yok ama salon doluysa kısa süre sonra kapılan cam kenarının asıl sahibi turnikeden aldığı öz/has yer numarasıyla çıkagelir. o zaman da pişkin pişkin "ya ben geçtim artık buraya, fişimi vereyim, rica etsem benim yerime geçer misin?" demekten de geri durmazlar. bu noktada a)mülayimler: "peki verin, geçeyim bari" deyip tıpış tıpış karanlık köşeye geçerler. b)cevvaller: uyanıkların bu hamlesini eğer kibarsa "lütfen yerinize geçin", değilse "burası benim yerim kardeşim!" diyerek ekarte ederler.

aşıklar: turnike bunlara ayrı yer numarası verdiği halde inatla yan yana oturan, elele ders çalışan, arada ufak temaslarla koklaşan, kikirdeşen, arkalarda oturuyorlarsa "afferim aşkımaa, soruyu ne de güzel çözdün" gibi bahanelerle yiyişen bu sevgi pıtırcıkları, aşk böcükleri epey gürültü kirliliğine neden olurlar efendim.. 

men in black: takım elbiseleri ve cakalarıyla beraber, halihazırda çalıştığı kurumu beğenmeyip daha iyi bir yere girebilmek için ders çalışmak niyetiyle mesai bitimini takiben saat altı sularında kütüphanemize teşrif edenlerdir. geldikten yaklaşık yarım saat sonra acıkıp kantine iner, 1-2 saat oturur, yemeğini yer, çayını içer, sohbetini yapar öyle dönerler okuma salonuna. toplamda 2-3 saatlik bir çalışma için değiyor mu azizim kütüphanelere geldiğinize..

clubberlar: topluklu ayakkabı, çağla şikel modeli uçuşan fön, vücut hatlarını ortaya çıkaran bluz, dar pantolon, ağır makyaj gibi özellikleriyle sıradan kütüphaneci tiplerinden ayrılan, kütüphaneye ne amaçla geldiği çoğunlukla anlaşılamayanlardır. hayır o fönlü saçlar önlerine düşerken ve o rahatsız pantolonla gerçekten ders çalışabiliyorlarsa kendilerine burdan helal olsun diyor, saygıyla önlerinde eğiliyorum. bunların erkek versiyonları da güneş gözlüğü, popodan düşmek üzere olan pantolon, puma ayakkabı, dik saç gibi unsurlara sahiptir."
Kaynak : ek$isozluk

Sessizlik içinde !!!

Bazen insan sessiz kalmak istiyor bazen hiç mi hiç konuşmak istemiyor hatta nefes bile almak istemiyor sadece sessizlik içinde oturmak o sesssizliğin kendisini boğmasını bekliyor ama ne mümkün ne sessizlik buna kadir olabiliyor ne de insan... 
Neden izin vermezlerki bu sessizlik içinde boğulmama veya bir kez daha nedenleri o karanlığa terkedip biran evvel kendim olabilmeme...

Aslında insanlardan beklediğim çok fazla birşey değil sadece benim aynı durumdayken onlara  karşı göstermiş olduğum anlayışı birazcık benim de durumumu düşünerek göstermeleriydi(her insanın bu süreci atlatma süreci sorunlarını çözme tarzı farklıdır bunu anlamak istemiyor insanoğlu sanki herkes birbirinin aynıymış gibi(!))Ancak bu beklentim her zaman boş çıkıyor nedendir bilmiyorum belki de her geçen gün daha da zor bir insan olma yolunda çok büyük ve de emin adımlar atıyorum.

Sonuç olarak kaybettiğimi biliyorum ama yapabilecek pek birşey yok...
Herkese ve herşeye teşekkürler...

2008 Ankara